alper kemal

ben daha bişey demiyorum.

kahve, peanut butter, nutella, hollanda…

Yazan: unremute Eylül 16, 2009

tipik dutch kahvaltısı, ekmek arasına sürülen fıstık ezmesi, nutella, yanına kahve ya da portakal suyu, biraz kapalı bir hava, baş ağrısı, bisiklet zili sesleri, televizyonda “nu, straks, later”…

hollanda’da insanlar, kendi düzenlerinde yaşıyorlar. ülkemde hollanda dediğin zaman akla gelen üç şey, burda her an yaşadığın şeyler değil. hollanda hakkında bizde oluşan imaj, gerçekten oldukça farklı. ya da belki o üç şeye bakış açımızla da alakalı olabilir bu.

hollanda’ya gidiyorum, orda yaşayacağım bir süre dediğin zaman, arkasında “patlatılan” espriler malum. gelirsin hollanda’ya yerleşirsin, msn’den şurdan burdan arkadaşlarınla konuştuğun zaman, şu 3 soru, nasılsın iyi misinden bile önce sorulur; “kızlar güzel mi?”, “ot var mı her yerde?”, “sex kendiliğinden mi koşuyor ayağına?”

hayır. ot ve türevleri serbest burda, evet doğru. ama tam anlamıyla “legal” değil. sadece “tolere” ediliyor. ruhsatlı mekanlarda içiliyor, “coffeshop” diye tabir edilen. ülkeye ilk girenler, bu isimle alakalı sorunlar yaşıyor evet, ilginç hikayeler çıkıyor ortaya. 3 tane uzakdoğulu tanıyorum, daha ilk haftadan “kahve” almak amacıyla “coffeeshop”a girip, bambaşka bir dünya ile karşılaşan. ama ot pek kimse kullanmıyor, hele hollandalılar çok az. kimler kullanıyor, ülkeye yeni gelen yabancılar.

“red light” yine herkesin hayallerini süsleyen bir yer. ona da bir meslek olarak bakıyorlar. öyle herkes her gün gitmiyor oraya. amsterdam ve den haag’ın en doğal parçalarından onlar. gerçi amsterdam’daki asıl red light yavaş yavaş kapanıyor şimdi, sanatkarlar sokağına çeviriyorlar onu. hollandalıların uğradığı bir yer değil zaten. yine turistlerin bolca akın ettiği, hatta ailecek, çoluk çocuk gezdiği bir açık hava müzesine dönüşmüş nerdeyse.

kızlar güzel mi sorusu, ve bununla beraber gelen sex sorgulamaları. güzelliğin göreceli bir şey olduğunu hep söylüyoruz da, neyse… bizim kızlarımız çok yaygın olarak sarışın olmadığı için, buraya gelen her türk’e, her tarafta sarışın mavi gözlü kızlarla dolu olması, “anam cennete geldim” hissini veriyor. evet, güzel sayılabilirler, bu tarz özelliklere alışkın olmadığımız için. abiyane tabirle, “çok kolaylar” deniyor bir de dimi. hollandadaki azınlıkların, saçma sapan hayat stillerinden ve işsizlik maaşını, devletin “çalışmana gerek yok ben para veriririm sana” olarak algılamalarından dolayı, ülkede aşırı milliyetçilik hızla yükseliyor. bırakın kolay olmasını kızların, ne erkekleriyle ne kızlarıyla, arkadaş olmakta bile çok zorlanabiliyorsunuz. orta yaş ve üstü hollandalılarda bu milliyetçilik o kadar yüksek olmasa da, gençler arasında oldukça yayılmış ve güçlü bir durumda. artık siz hesap edin, ne kadar kolay olduklarını. burda yabancılar, sadece düzgün bir hayat yaşamaya çalışıyor, her gece başka bir kızla yatmaya değil.

bir de, en çok bayıldığım, buraya gelmeden önce tüm yaz maruz kaldığım, olağanüstü yaratıcı “gay” esprileri. evet hollanda’da hemcinsinle evlenmek yasal. mümkün yani. ha sen bunu, “olm hollanda’da herkes i.bneymiş, oraya gidenler de öyleymiş”, “vay hollanda’ya mı gidiyosun, dikkat et lan muhahhahhaha” olarak algılıyorsan, yapabileceğim bişey yok. eşcinsel evliliğe karşı ol, daha saygı duyarım sana. en azından o konu hakkında bir fikrin vardır, her hollanda’ya gideni gay olarak nitelemen, emin ol öyle çığır açan bir espri değil. kendimden biliyorum, herkes yapıyor bunu, binlercesine maruz kaldım.

a bak yardımcı olayım sana, hollanda’da, “living together agreement” diye de bir şey var. birlikte yaşamak isteyen, ama evlenmek istemeyen çiftler, birlikte yaşama anlaşması yapıyorlar. resmi bir şey, evrakları şuyu buyu var. bir nevi evlilik gibi, çünkü evli çiftlerin sahip olduğu tüm haklara sahip oluyorsun, ama evli değilsin, ayrılmak biraz daha kolay sanırım. açıkcası çok fazla detay bilmiyorum bu konuda, öğrenince yazarım. al sana espri, üzerine düşün, elbet bulursun bir şeyler.

şimdi ben hollanda’dayım ya, bir çok insanın gözünde şöyle bir imaj oluşuyor. okul falan yok mesela zaten. okul, “partner” bulmak için bir ortam. derse slip mayolarla gidiyoruz. bir elimizde ot, durmadan çekiyoruz, bir elimizde bira. herkes sarhoş zaten, uçmuş, her yerde sevişen çiftler, hatta gruplar!! bi dolu gay de var tabi. derse giriyoruz, sınıfın yarısı kız, yalvarıyorlar akşam sana geleyim diye. sonra hoca geliyor, ışıklar kapanıyor, kırmızı mavi spot ışıklar düşüyor, hoca başlıyor striptize, sınıfta gay çoksa, erkek oluyor hoca, değilse bir bayan oluyor mutlaka. sonra akşama kadar içiyoruz, ot çekiyoruz, sevişiyoruz, sevişiyoruz, yorulunca eve gelip uyuyoruz. evet hayatımız böyle.

en güzeline geliyorum şimdi. msn’den soru, “naptın nettin anlat olum hikayeleri, kız falan yok mu”, cevabın şuysa, “abi napayım ders falan çalışıyorum işte, dersler ağır, kız falan görmedim abi ne bileyim.” bu cevabı verince “mal” oluyorsun. “olm hollanda’ya gittin, ne işin var evde, dersle ne işin var, kop dağıt, kızlar mızlar, ot alkol, bitmesin geceler.” camdan bakıyorum, yoo öyle aşağıda sokaklarda sex partileri falan yok. sonuçta, yapmıyorsan malsın. malım. o kadar çok insan mal ki burda. ha varoşlara git, korkmayacaksan eğer, orda çığrından çıkmış hayatlar var, okumayan, cahil, ne kadar sorunlu ve serseri tip varsa, böyle hayatları var sanıyorum. okuyan insanlar ise, düzgün bir hayat yaşamaya çalışıyorlar. bir şey “yasak” olmayınca, ona rağbet olmuyor, kimse ne farkında, ne de umrunda. hollanda’nın türkiye’deki imajından kimsenin haberi yok. ot, red light vs. sorunca hollandalılara, neden bu soruları sorduğunuzu bile anlamıyorlar. “doğal” çünkü onlar için. onlar nerdeyse konya büyüklüğündeki ülkelerinde teknoloji geliştiriyorlar, ticaret yapıyorlar, kazanıyorlar. konya kadar ülkelelerinde, nüfusunun sadece %3’ünü tarımda çalıştırıp, dünyanın en büyük 3. tarım ürünleri ihracatçısı oluyorlar. üretiyorlar, çalışıyorlar. biz ise, konya gibi yerde, bir tane gölümüzü kurumaktan koruyamıyoruz, ama hollanda’daki “çılgın” hayata özenerek, ağzımızın suyu akarak bakıyoruz.

sen hala diyeceksen “malsın” diye, evet sen gelsen, o bahsettiğin hayatı yaşarsın. dediğim gibi, o hayatların yaşandığı yerler var sanıyorum, kimsenin nerde olduğundan bir haberi yok ama, var bir yerlerde. erasmus öğrencileri ile takılabilirsin mesela, ya da varoşlarda, ya da amsterdam’ın disco’larından, kulüplerinden hiç çıkmayabilirsin. yani amacı, sadece bu şekilde yaşamak olan insanlarla birlikte olursan, evet bulabilirsin o hayatı. pek hollandalı ile tanışmazsın ama aklında olsun. a bak sana müjde, amsterdam’da haftada 3-4 gece, sex partileri yapılıyor. onlara katılabilirsin. giriş 20 euro civarında, ve çıplak girmek zorundasın. bunu nerden öğrendiğimi soracak olursan, her türlü “amsterdam guide” da bu yazıyor. hatta o özendiğin hayatı yaşamak için bile var sanırım o rehberlerden. gariptir işte, amsterdam, dünyada en çok müzenin olduğu şehirlerden birisi, tam bir müzeler şehri, görsel güzellikleri çok fazla olan bir şehir ayrıca, ama sana göre de hayat var orda, “amsterdam never sleeps.”

yalnız aklında olması gereken bir kaç şey var. çılgın bir hayat yaşıyorlar sandığın gibi ama, kuralları var. kurallara uyan insanlar. kırmızıda geçemezsin, yasak alana giremezsin, ve senin için en kötüsü, sokakta içki asla içemezsin. hatta daha kötüsü geliyor, sokakta elinde bira ile bile gezemezsin, ağzı kapalı bile olsa. bir poşetin içinde olmak zorunda, ve eve gidiyor olmalısın. aksi takdirde, 50 euro civarı bir ceza ödersin, ve yabancıysan başın büyük belaya girer. buraya “çılgın” hayat yaşamak için gelenler yüzünden, ve yükselen milliyetçilik yüzünden, serseri genç gruplar dışında, koşarak uzaklaşman gereken bir diğer kişiler, polisler. milliyetçilik bir de onlar arasında yükselmiş. yabancıysan, asla polis ile muhatap olma. burda ne istanbul’daki gibi istediğin yerde içki içebilirsin, ne de “ayarlarız, hallederiz” ile polisten kaçabilirsin.

kahvaltıyla başlamıştım yazıya. evet, kahvaltıda sevişmiyoruz burda. tipik dutch kahvaltısı olarak, dilim ekmek arasına, peynir, fıstık ezmesi, nutella, tereyağı vs. ne varsa sürüyorsun, yanında kahveyle yiyorsun. kahve, normal kahve. yani kendi halinde normal bir hayat. ekstrem bir kahvaltı değil. sen sucuklu yumurtanı nasıl yiyorsan, burda da aynı ruh haliyle yiyor bu insanlar ekmeklerini.

dipnot: Söz meclisten dışarı!!!

2 Yanıt “kahve, peanut butter, nutella, hollanda…”

  1. unremute demiş

    yazıyı yazdıktan sonra aklıma geldi. eski bir arkadaşımla, viyana’ya gitme planları yapmaya çalışırken, benim oraya apayrı amaçlarla gittiğimi düşünüp, kendini ise entellektüellikte tavan yapmış bir insan sanarak, “ben bir kere giderim, müzeleri, şehri gezerim, senle sonra gideriz, o zaman da gece kulüplerine falan gideriz senin istediğin gibi” demesi… bu yazıyı yazınca aklıma gelmesi, acımak, yazık… en çok bu lafları söyleyenlerin, yurtdışındaki hayatını merak etmek… neyse, demek, neyse boşver…

  2. [...] malum imajı üzerine yazmıştım aslında, çok söyleyecek bir şey yok bu konuda, isteyen tekrar okuyabilir. Hatta, lütfen okuyun tekrar bu yazıyı. Başka bir şey söylemek istemiyorum. Sadece son [...]

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>